Feed on
Posts
Comments

Zobar ile Başa


(Time Out İstanbul Hikâyeleri’nden alınmıştır.)

ÇİLER İLHAN
6 Mart

Dobru’yu vurdular. Ayağımdaki yaranın yenice iyileştiği, iki haftadır ilk defa üstüne bastığım gündü. Gece işten çıkarken Lola’ya laf atmışlar Tünel’in orada. Durur mu Dobru? Sinirinden mosmor, atılmış gençlerin üstüne. Gecenin bir yarısı, kafalar iyi. Çekmiş vurmuş biri. Kurşun sırtından çıkmış Dobru’nun. Ah benim güzel kaşlı Lola’m. Kime göz süzeceksin bundan böyle dans ederken?
14 Mart

Dobru’nun cenazesini kaldıralı daha on gün olmadı, bir de bu çıktı başımıza: Evlerimizi yıkacaklarmış. Öyle duyduk. Demişti Dobru da, inanmamıştık.
15 Mart

Dobru’nun son halleri hep sinirli. Hep kuşkucu. Ayağımın acısından şişinden başımı kaldıramayıp da yattığım yerden sık sık öfkeli sesini duyuyorum. “Bizi atmak istiyorlar buradan Zobar. Hükümet kafaya koymuş, dediydin dersin. Protokol ta Eylül 2005’te yapılmış haberin var mı?” Sonra Lola’nın tok sesi çalınıyor kulağıma: “Dellenme Dobru! Nasıl gider basarız belediyeyi, delirdin mi?” Zobar’ımın yaz kış sıcak, tombul elleri ellerimde… Coro da Dobru gibi düşünüyor. Hatta o, Ankara’ya çıkma hevesinde. Olmaz Coro, diyor Milay, iri gözlerini aça aça. Gidersen boşarım seni. Boşar.
18 Mart

Lola günlerdir ağlıyor. Onu teselli edecek tek bir sözüm yok. Zobar’ımı vursalar durmam vururum kendimi.
19 Mart

Tatlı Tinke’mi tekmelemişler bugün. Topallaya topallaya geldi, küçük burnunu sevilmek istediğinde yaptığı gibi koltukaltıma sokarak. Dışarıdan birinin yaptığına eminim; mahalleli yapmaz böyle kötülük. Zobar bir bulsa küçüğümü tekmeleyeni, gebertir dayaktan.
25 Mart

Bugün üç haftadan beri ilk defa Zobar, Tinke ve Cingo’yla kâğıda çıktım. Şansıma bütün şehir kâğıt dolu. Birsürü de kitap buldum. Kitapları satmayız eve götürürüz. Ben okurum, Zobar dinler. Çoğu zaman uyuyakalır ya ben okurken, olsun. Ben Tinke’yle Cingo’ya okumaya devam ederim. En sevdiğim şey.
3 Nisan

İki üç gündür içimde bir sıkıntı var. Hadi hayırlısı. Pek hayırlısı olmaz sen böyle hissettiğinde, diyor Zobar. N’olur bu sefer farklı olsun.
5 Nisan

Yilo Edirne’den döndü. Kızı vermemiş ailesi. Babası köpürmüş Yilo’nun Roman olduğunu öğrenince. Çingen’e verecek kızım yok benim, karşıma çıkmasın demiş. Yilo yıkıldı. Zaten abisinin ölümünden kendini suçlayıp duruyor, güya tuvalette oyalanmasaymış abisi hâlâ hayatta olurmuş… Saç sakal birbirine karışmış, hayalet gibi geziniyordu, bir de sevda acısı düştü şimdi içine. Coro dil döküp duruyor, “Oğlum, dışarıda olsaydın kaç yazar? Tutar seni de vururdu ibneler. Lola’ya kim bakar sen olmazsan? O sana abinden emanettir,” diyor ama asıl emanet, Yilo. Coro oğlu gibi bakacak ona bundan böyle.
6 Nisan

Yilo’nun gacosunun çok güzel, kömür gibi saçları var. Babasının deyişine göre İslamiyet çingenelerle evliliği yasaklamış. Nasıl yalan.
7 Nisan

Dobru öldüğünden beri işe gitmiyor Yilo. Lola da. Geçen gün Beyoğlu’ndaki meyhanelerden birinin patronu çıktı geldi mahalleye. Millet sizi soruyor neredesiniz dedi. Dobru’nun vurulduğunu öğrenince kapı önündeki sandalyeye çöküverdi adam… Ah Dobru, yiğit Dobru, sustu mu kemanın dedi. Ağlamamak için içeri kaçtım.

Lola her gece kocasının kemanıyla uyuyor. Zurnasını da eline aldığı yok… Zaten koca şehirde kalan bir-iki kadın müzisyenden biriydi, artık o da çalmaz oldu. Yazık.
9 Nisan

Ayağım hâlâ acıyor. Sokağımıza o koca çukurları açan puştu yakalarsam onu anasından doğduğuna pişman edeceğim, diyor Zobar. Önce suyumuzu kestiler, yetmedi, elektriğimizi. Şimdi de her sabah ayrı bir belâ. Ya yollarda koca çukurlar, ya bizi canımızdan bezdirecek başka bir şey. Cingo’m anlıyor bir şeylerin ters gittiğin, gözümüzün içine bakıp koca koca havlıyor cesaret vermek ister gibi. Ben böyle hassas köpek görmedim. Hem hassas, hem cesur.
10 Nisan

Dobru’yu hepimiz çok özlüyoruz… Romanya’dan Türkiye’ye kaçtığımız o günlerde, hatta komşuları gözünün önünde tek tek öldürülürken bile kendini bırakmamış Milay’ı kaç defa gizlice, katıla katıla ağlarken yakaladım. Kocası Coro yaşlanıyor, ondan dese de biliyorum Milay kardeşi gibi görür Lola’yı. Milay’dan neredeyse 20 yaş küçüktür Lola ama Romanya’da komşuyken de aralarından su sızmazmış. Güzel Lola’mın acısı onun da içine işledi.
15 Nisan

Bugün Coro’yla Milay’ı fısıldarlarken duydum. İşler iyice karışmadan gitsek mi acaba diye konuşuyorlardı. Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Zobar 7, ben 5’imden beri Coro’yla Milay’ı anne baba bellemişiz. Onlar bizi saklayıp kaçırmasa o günden sonra bir gün yüzü daha görmezdik.
25 Nisan

Bugün Tinke’yle Cingo yara bere içinde geldiler eve. Sokakta itlerle dalaşmışlar, Emine Teyze anlattı. Cingo Tinke’yi çok kıskanır. Yanına erkek yaklaştırmaz. Tinke de nasıl desem, biraz zilli. Benim küçük Tinke’m. Çöpten buldum ben onu. Daha doğrusu Cingo buldu. Zobar sigara alıyordu, biz de onu bekliyorduk meydanda. Cingo birden yanımdan ayrılıp köşedeki çöp tenekesine yürüdü. Kulakları dikti, tenekenin orasını burasını kokladı, sonra da çıldırmış gibi havlama tutturdu. Bir tuhaf sesler geliyor, girdim baktım içine. Minnacık, kapkara bir şey sızlanan. Alalım mı Cingo buncağızı diye sordum. Önce bir surat asacak oldu ama sonra kıyamadı Cingo. Sürmeli gözleriyle yine insan gibi bakıp elimi yaladı. Böyle iyi kalplidir benim küçük öküzüm. İşi mişi bırakıp eve koştuk hava buz gibiydi, kalsak donacaktı kara bebek. İlk günler her şeyden ödü patlıyordu zavallının. Koynumda uyudu tam iki ay. İki ayın sonunda epey toparladı kendini, hatta o sıska haliyle Cingo’ya kafa tutmaya bile başladı. Önce bir iki hırtıştılar, sonra sevgili oldular.

6 Mayıs

Yilo Leyla’yı görmeye Edirne’ye gitmişti dün. Kakava’ya gelir diye Sarayiçi’ne sabahın köründe kamp kurmuş. Orası Yilo’nun Leyla’yı görüp de vurulduğu yer. Geçen yılki şenliklerde davul çalmaya gitmişti Yilo, o zaman. Ama gelmemiş Leyla… Babası bırakmamış belli ki… Be adam, sevenleri ayırmakla ne geçecek eline?
19 Mayıs

Meğer duyduklarımız doğruymuş…. Kağıthane’de beş Roman ailenin evi yıkılmış dün.
30 Mayıs

Mustafa Abi diyor ki, yıkımların arkası gelecek. Birazdan kahvede toplanacağız.
1 Haziran

Mustafa Abi’nin kahvesinde duyduklarım hiç hoşuma gitmedi. Karısı Ayşe Abla’ya göre Mustafa boşuna telaşlanmaz. İşte bu beni telaşlandırdı.
13 Haziran

Bugün kışın görüp beğendiğim perdeyi nihayet aldım! Salona öyle yakıştı ki! Üstünde kocaman çiçekler var, kırmızı. Umarım ufaklıklar cam kenarında itişirken yırtmazlar.
22 Haziran

Ayşe Abla haklı çıktı. Kızları Nesligül öğretmenler konuşurken duymuş: Gaziosmanpaşa’da da birsürü Roman’ın evi yıkılmış. Allahım sen bizi koru.
24 Haziran

Aziz Amca burayı yıkamazlar diyor. Sulukule bin yıldır Romanlarındır diyor. Avrupa’daki Roman dernekleri müdahele eder, kim kimi nereden kovuyor diyor. Ayşe Abla daha kötümser. 3500 Roman’a mı kaldı bu semt birileri gözünü diktiyse dedi. Deme böyle Ayşe Abla. Korkutma beni.
2 Temmuz

Zobar bana evlenme teklifi etti! Bugün onun doğumgünü. Aylardır soruyorum ne istiyorsun doğumgününde diye, o gün söyleyeceğim diyordu. O gün söylersen ben nasıl gidip bulacağım ne istiyorsan diyordum, orası kolay deyip gülüyordu güzel gözlerini kısa kısa. Meğer buymuş hediyem ona, bir küçük evet. Deli çocuk.
3 Temmuz

Milay bize yeni bir yatak bulup getirmiş. Coro da dört köşeye dört direk yapmış, üstüne beyaz tül. Pek yüksek, pek havalı, sanırsın kral-kraliçe uyuyacak! Coro Romanya’da kalaycılık yapardı, burada at arabasında gezip hurda toplar. Belediye arabasına iki defa el koydu, iki sefer de ne yapıp edip yeni bir araba uydurdu kendine.

Akşam bizim evin önünde toplandık. Milay, Coro, Lola, Yilo, ben, Zobar, Cingo ve Tinke. Milay çok güzel fal bakar, tutturdu falına bakacağım diye. Ünlü müşterileri vardır Milay’ın, istediklerinde onu Taksim’de çiçekçilerin yanında bulurlar. Kötü bir şey görürse söylemeyeceğine zorumla söz verdikten sonra tuttu elimi. Güldü. Kız yoksa hamile misin dedi. Yok daha neler dedim. Sizi bir oğlancık bekliyor ona göre dedi. Hayırlısı.

Dokuza doğru Emine Teyze, Mustafa Abi, Ayşe Abla ve Nesligül de geldi. Ayşe Abla bana duvak, Zobar’a kırmızı kravat getirmiş. Bizi güzlece süsleyip güya nikâhımızı kıydılar. Sonra Mustafa Abi davulunu çıkardı, başladı çalmaya. Müziği duyan geldi duyan geldi, sabaha kadar çaldık oynadık. Lola bile oynadı. Aylardır ilk defa oynadı Lola. Ama en çok ben ve Zobar’ım (Zobar artık 23 yaşında, koca adam) oynadık. Gelin olmak ne güzelmiş.
20 Temmuz

İnanamıyorum! Dün Küçükbakkalköy’de tam 156 ailenin evi yıkılmış! Tabii ki hepsi Roman… Eşyalarını bile almalarına izin vermemişler. Sokakta kalmış insanlar… Hadi şimdi hava iyi, soğuyunca n’olacak? Belediyenin cakasına bakılırsa yıkım emri çıkar çıkmaz herkese gerekli uyarıları yapmışlar. Peki ama iki ayda, beş kuruş parayla nereye taşınsalardı? Çoğunun işi bile yok.
21 Temmuz

Küçükbakkalköy’deki olaylar herkesin moralini çok bozdu. Çok da kızdık. Hem olayın kendisine, hem de ekiplerin davranışına. Sen çevre düzenlemesi yapacağız diye sabahın köründe herkesi yatağından kaldır, yol kenarına diz. Sonra da başla evleri dozerle yıkmaya. Gözleri önünde. Hiçbir eşyalarını almalarına izin vermeden.
24 Temmuz

Kuştepe de yıkımlardan nasibini alıyor… Bizden ne istiyorlar?
28 Temmuz

Küçükbakkalköy’e her gün çeşit çeşit müteahhit avukat doluşuyormuş ev almaya. Yangından mal mı kaçırıyorlar? Bir bildikleri var herhalde!
3 Ağustos

Bugün benim doğum günüm! 21 yaşına bastım. Milay Anne muzlu pasta yapmış bana… Öz annemle babamı 16 yıl önce Romanya’nın polislerleri öldürdü. Zobar’ınkileri de. Güya mahalle kavgasında ortalık cehenneme dönmüş de, polis yatıştırmaya gelmiş. Mahalleli polise de saldırınca polis ne yapsın, kendini korumak için ateş açmış. Yalan. Hepsi yalan.
3 Ağustos, akşam

Zobar’ım beni Bebek’e götürdü. Çok merak ediyordum Bebek’i. Otobüse binip gittik. Sahildeki parkta oturduk. Cingo ile Tinke’yi otobüse almadıkları için onları mecbur evde bıraktık. Deniz kıyısında yürüdük. Dondurma yedik. Ne güzel yermiş burası… Yorulana kadar gezdik. Bugün doğumgünüm olduğu için çalışmadığımızdan yorgun da değildik. Hiçbirimizin doğumgününde çalışmayız. Zobar’la Cingo aynı gün doğmuş, buna ne demeli!
11 Ağustos

Ağustos’u seviyorum. Zobar’a çok sıcak bu ay, Cingo’yla Tinke’ye de. Ama bana sıcak gelmiyor. Kıyamıyorum Zobar’ın boncuk boncuk terlemesine, sen evde kal istersen ben çıkayım işe diyorum korka korka. Allahtan hiç kabul etmiyor. Olmaz öyle şey, seni tek başına bırakmam deyip öpüyor beni sulu sulu. Canım kocam benim. Öyle ya, artık kocam sayılır.
15 Ağustos

Bugün işten dönerken yakalamaca oynadık. Her zamanki gibi Tinke kazandı. Köpek değil motor mübarek.
28 Ağustos

Güneş batarken surların tepesinde piknik yaptık, benim fikrimdi. Hava çok güzeldi, rüzgâr hafif hafif esiyordu. Biz piknik yaparken önümüzden bir ton araba geçti. Herkes nereye gidiyor bu kadar?
4 Eylül

2006 gazetelerin yazdığı gibi Roman Yılı değil, Yıkım Yılı. Ankara, Bursa, Karadeniz Ereğli’de de Romanların evlerini yıkıyorlarmış. Kentsel dönüşüm, yeniden yapılanma… Laflara da bak. İçleri hiç mi sızlamıyor.

8 Eylül

Emine Teyze bizi önce dilimizden ettiler şimdi de toprağımızdan mı edecekler diye ağlıyor sabahtan beri. Emine Teyze Sulukule’de hâlâ Romani bilen üç beş kişiden biri. Hiçbiri biliyorum demez. Korkarlar. Korktukları için konuşmuyorlar, sadece Türkçe konuşuyorlar. Ben de Romanya’da konuştuğumuz dilden biraz hatırlıyorum. Zobar da hatırlıyor. Ama Coro’yla Milay bize sıkı sıkı tembih ettiler en baştan, Romani konuşulmayacak.
13 Eylül

Gacoları anlayamıyorum… Hakkımızda ha bire yeni şeyler uyduruyorlar. Nesligül okulda duymuş: Güya içimizden biriyle yatan, temizlenmek için 40 kiremitin erimesine kadar kaynatılacak suyla yıkanmalıymış. Daha neler.
21 Ekim

Nesligül kötü haber kargası gibi. Bizim mahalleler için acele kamulaştırma kararı çıkmış. Neden acele?
10 Kasım

Mustafa Abi’nin kahvesine birileri gelip gitmeye başladı. Üniversiteden öğrenciler, avukatlar, derneklerden kızlar… Aralarında bize gerçekten yardım etmek isteyenler çoğunlukta. Onları seviyorum. Ama kimisi var ki zannedersin burası sirk, biz de maymun.
29 Kasım

Dün korkunç bir şey oldu… Kağıthane’de çadırda yaşayan bir kadının bebeği donarak ölmüş. İsmi Zeynep.
3 Aralık

Zeynep’i duyduğumdan beri gözüme uyku girmiyor. Beş aylıkmış daha… Spor kompleksi yapılacak diye ellerine 2 bin lira tutuşturup yıkmışlar tapulu evlerini. Çoğu aile köprü altına çadır kurmuş, Zeynep’inki dahil. Kışa çadır mı dayanır? Hasta olmuş küçük Zeynep. Sonra da ölmüş.
13 Aralık

Artık dönüş yok. Neslişah ve Hatice Sultan’la ilgili karar resmi gazetede de yayınlanmış. Karar, yani yıkım.
15 Aralık

Şimdi ne olacak? Bilmiyoruz.
29 Aralık

Yılbaşı yaklaşıyor. Nasıl kutlama yapılır böyle?
1 Ocak

Rakıyı fazla kaçırmışım. Gecenin başında kimsenin keyfi yoktu ama içtikçe, çalıp oynadıkça keyfimiz biraz yerine geldi… Başım zonkluyor. Zobar’ım hâlâ bebekler gibi uyuyor. Tinke onun göbeğine yatmış, Zobar horladıkça inip kalkıyor minik kafası. Başına buyruk Cingo’cuğum sırtını duvara vermiş, adam gibi oturmuş kapının önüne, gelene geçene bakıyor. Tuhaf köpeğim benim.
2 Ocak

Bugün yeni yıl şerefine tatil yaptık. Bütün gün evde tembellik ettik.
5 Ocak

2007 hiç iyi gelmedi. Yıkım tarihi Mart. Mahalleliden 120 kişi şimdiden evini satmış. Satmayın evlerinizi diyoruz kimse dinlemiyor, avukata göre. Kahvede duydum. Geçen aydan beri bir avukatımız var. Biraz sinirli ama iyi kalpli bir kadın.
8 Şubat

Duvarlara kâğıtlar yapıştırılmış, sabah gördük. Herhalde gece yaptılar. Aynen şöyle diyor, kopyalıyorum:      Neslişah ve Hatice Sultan Mahallelerinde Yenileme Alanı İçerisinde Kalan Bölgede Yaşayan Kiracıların Gaziosmanpaşa Taşoluk’taki Evlere Yazılabilmesi İçin Duyuru. Nokta! Başka hiçbir şey yok. Ne mühür, ne damga, ne isim, ne telefon… Gökten kendiliğinden mi iniyor bu lânet şeyler?
13 Şubat

Canım yazmak bile istemiyor. Hiç neşemiz kalmadı. Kiracılar kontrat getirsin numara vereceğiz, evlerinden çıkanlara 300 bin kira yardımı yapacağız diyormuş Fatih Belediyesi. Taşoluk’ta ev vereceğiz size, merak etmeyin diyormuş. Dün birkaç mahalleli Taşoluk’a gidip baktı, ev mev yokmuş daha ortada. Olan, sadece pembe bir ilkokul.
18 Şubat

Daha kötüsü, bir de kontratsız oturanlar var. Kontrat göstermedikleri için (hadi diyelim ki  geç de olsa yapıldı) Taşoluk’taki evlere de geçemeyecekler, evsahipleri oturdukları evleri satınca direk sokakta kalacaklar. Bunlar neden düşünülmüyor, neden bir çözüm üretilmiyor? İnsanlara hadi evlerinizden çıkın demek bu kadar kolay mı?
19 Şubat

Satılan evleri hep aynı insanlar alıyor diyor Aziz Amca. Hep aynı inşaat şirketi. Hiçbir iyi niyet göremiyorum bu işte, diyor. Al benden de o kadar.
20 Şubat

Bugün hayatımda ilk defa dolma yaptım! Zobar bayıldı, koca tencereyi mideye indirdi. Zannettiğim kadar zor değilmiş. Öğrenmem iyi oldu, ara sıra yaparım artık.
21 Şubat

Bu sabah Emine Teyze’nin bağırışıyla uyandık. Üstünde gecelik, karşısındaki çevik kuvvete veryansın küfrediyor. İki iri kıyım kollarına girip çıkarmış Emine Teyze’yi doğduğu, annesinin doğduğu, anneannesinin doğduğu, onun da annesinin doğduğu evden. Hemen toplaşan mahalleli, polisin önüne durmaya çalıştık. İçimizden kafa tutan delikanlılar oldu. Kızdı polis. Sanki 1000 yıldır Sulukule’de yaşayan kendileriymiş, sanki böyle yıkım emri filan olmadan (hem de içinde eşyalarıyla) tapulu ev yıkmak günlük iştenmiş, üstüne üstelik yıkmayın dediğimiz için biz suçluymuşuz gibi üstümüze gaz bombalarıyla saldırdılar. İki katlı ahşap ev mahalleyi inletti yeri boylarken. Taş ağladı, toprak ağladı, surlar ağladı. Bana öyle geldi…
22 Şubat

Belediyenin yerleşmemizi istediği o semtte kimse istemiyormuş bizi. Sanki bulaşıcı hastalık taşıyoruz.
23 Şubat

Emine Teyze’nin evi ne ilk ne de son. Geçenlerde evini satmak istemeyen Ali Amca’yı resmen tehdit etmişler: Emine’ye yaptığımız gibi bir sabah erkenden gelir yıkarız evini başına. Tek kuruş da vermeyiz. Kime şikâyet edeceksin, demişler. Bu kadarına inanmak istemiyorum.
24 Şubat

Tinke günlerdir çok huysuzdu, hiçbirimize pek yüz vermiyordu. Meğer genç kız olacağı varmış benim güzel kızımın, ondanmış… Havasından geçilmiyor bugün. Cingo etrafında pervane. Komik şeyler.
25 Şubat

Bunlar insanı delirtir. Mahalleyi evinizi satın diye gizli gizli tehdit ederken dernekteki kızlara başka konuşuyor belediye. Biz onları mahallelerinden filan atmıyoruz niye kızıyorsunuz, isteyenler (katkı payı mıdır nedir bir para verip) burada yaşamaya devam edecek zaten, diyormuş. İsteyen de evini TOKİ’ye devredip modern bir siteye yerleşecek diyormuş. Coro’ya göre hepsi numara. O istedikleri parayı kimse veremez aramızda, diyor. Tek amaç bizi şehrin dışına sürmek. Siteymiş… Biz ne yapalım siteyi. Modern olsa kaç yazar beton.
27 Şubat

Aziz Amca bugün burnundan soluyor. Kızı Ocak başında kontratını gösterip buradaki evinden çıkmıştı, hatta mahallede ilk çıkan oydu. Yeni evin kirasını iki aydır Aziz Amca ödüyor. Hani bunların yardımı, üçüncü ayı da mı ben vereceğim param kalmadı diye köpürüyor… Ne dese haklı.
28 Şubat

Şubat tuhafıma gidiyor. Yarım kalmış iş gibi pat, bitiveriyor.
1 Mart

Gülbahar’ın evini de yıktılar! Kız şimdilik iki çocukla muhtarın evine sığındı. Peki sonra?
5 Mart

Bizimki dahil birsürü evin duvarına numara yapıştırdılar bugün. Kahveye gittik, meğer herkes orada. Yıkılacak evlermiş bunlar. Demek ki evsahibimiz evimizi satmış. Bize haber verseydi iyiydi ama ne diyeyim ki ben ona? Halimize acıyıp kira diye üç kuruş alan adamı nasıl suçlayayım evini sattı diye? Korkmuştur belki de, tek başına, yaşlı adam…
7 Mart

Belediyenin göstereceği siteye yerleşmek isteyenler var mahalleden. Ya biz?
8 Mart

Dün gece Neslişah’ta moral gecesi yaptık. Davul zurna çaldık, canı isteyen oynadı. Zobar’ımın kulağına yaklaşıp usulca sordum. Kalbim küt küt. Ya o da başka mahalleye gitmek ya da daha fenası, başka şehre göçmek istiyorsa? Güzel gözlerini açıp baktı. İstemem Başa’m, dedi. Sulukule bizim yurdumuzdur. Gitmeyeceğiz, bir yolunu bulup kalacağız… Benden mutlusu yok bugün.

(Time Out İstanbul Hikâyeleri’nden alınmıştır.)

No Comments »

Henüz yorumlanmadı.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bu Yazıyı Yorumla